Savaş Ş. Barkçin: “Tercüme Kafası”

Tercüme kafasıyla ancak tercüme akıl, tercüme bilim ve tercüme işler yapılır. Bunu yapan insan da tercüme insan olur. İki asırdır bizde olduğu gibi… O hâlde tercüme kafasından çıkıp kendi kafamıza dönmeliyiz. Ancak Allah’ı ve kulluğu herşeyden üstün, önce ve değerli tutarak kendimize dönebiliriz. Kendimize, yani Allah’a kulluğa…

SAVAŞ Ş. BARKÇİN

Etrafta memleketimizden komik fotoğraflar geziyor. “Chicken translate” yazan bir pankart meselâ. Bir lokantada “tavuk döner” kelimesini böyle tercüme etmişler. Başka bir lokantadaki menüde ise “Karışık İskender”in İngilizce karşılığı olarak “Alexander Confused” yazmışlar. Birçok yerde “pide”nin İngilizce karşılığı olarak “Turkish pizza” yazarlar. Bunlar sadece dil değil, düşüncede de kendimiz olamadığımzı gösteriyor. Kendisi olmayan kendi diline de sahip olamıyor. Kendisi olsa “pide” yazar. Bundan rahatsız olmaz. Özgün yemeğini başka bir özgün yemek olan “pizza”ya benzetmeye çalışmaz. Peki, ne yapar? “Pide” yazdıktan sonra bir cümleyle yemeğin ne olduğunu açıklar. Dünyanın her yanında menülere yerel yemek isimlerini bu şekilde yazarlar. Doğrusu budur.

Artık sadece yabancılara değil, birbirimize hitap ederken de tercüme kafasıyla konuşuyoruz. Yıllar evvel televizyonda tasavvuf alanında meşhur bir akademisyeni seyretmiştim. Adamcağız konuşma arasında “sufizm” deyip duruyordu. Oysa hepimiz biliyoruz ki Türkçede ve diğer bütün İslâm toplumlarının dillerinde bunun adı “tasavvuf”tur. Batılılar ise “tasavvuf” telâffuzu yerine “sufism” derler. Arkadaş aşağılık kompleksiyle sanki bir Batılıya hitap ediyormuş gibi tercüme dili konuşuyordu. Türkçe konuşuyordu ama bir yabancı gibi… Tasavvuftan bahsediyordu ama bir yabancı gibi…

Bir Batılının “tasavvuf”a “sufism” demesi belki anlaşılabilir. Çünkü bu kavramı kendince öyle telaffuz ediyor. Aslında Batılı dillere başka dillerden eser tercüme edilirken takip edilen bir kural vardır. Asli kavram kendi dilinde yazılır, ardından da onun hangi Batılı dile tercüme ediliyorsa o dilden açıklaması yapılır. Meselâ Türkçe metinde “muhabbet” geçiyorsa İngilizce tercümesinde bu “muhabbet” şeklinde yazılıp arkasından “divine love” şeklinde açıklanıyor.

Tercüme kafasına örnek çok… Günlük hayatımızda, televizyonda, sosyal medyada şöyle cümleler duyabiliyoruz: “Bunun teolojik yani dinî anlamı şudur,” “ülkenin ekonomik yani iktisadi potansiyeli şöyledir,” “politik yani siyasi bir değerlendirme yaparsak…” Sanki karşısında aynı dili konuşan, söylediği kavramları anlayan insanlar yokmuş da Batılı birisi varmış gibi Türkçe bir kavramın ardına hemen İngilizce veya Fransızca tercüme kelimesini ekliyorlar.

Ben şeker hastasıyım. Her doktora gittiğimde sorduklarında “şeker hastasıyım” derim. Doktor hemen beni düzeltir: “Haa, diyabetsiniz yani.” Sanki doktor “şeker hastalığı” tabirini hiç bilmiyor veya Türkçe anlamıyor. Sanki Fransız bir doktora gitmişim de ben Türkçe söyleyince herif hastalığın Fransızcasını söylüyor. Oysa bakınız “şeker hastalığı”nın isminde bile bir tatlılık vardır. Doktorun ukâlâca düzelterek söylediği “diyabet” kelimesi ise Latince “diabetes mellitus” ibâresinden gelir ki “tatlı idrar” demektir. Yani ben “şeker” dedikçe herif “idrar” deyip duruyor!

Böyle konuşanlara sorarsanız “mecburen” meslek dili kullandıkları cevabını verirler. Evet, meslek terimleri kullanılır ama onları anlayan meslek erbâbı arasında. Meslekten olmayana ise izah edilir. Anlaşılmayacak bir şeyi karşındakine niye söylüyorsun? Bazıları var ki karman çorman üsluplarına daha acınası bahaneleri vardır: “Ben üniversitede İngilizce okuduğum için Türkçesi aklıma gelmiyor.” Sanırsınız ki yurtdışında altmış yıl yaşamış, İngilizcesi o kadar mükemmel ki Türkçeyi unutmuş. Alâkası yok. Özensizlik ve kompleksten elbette… Bazıları da dilimize eskiden Fransızca telâffuzu ile giren kelimeleri İngilizce telâffuzlarıyla söylerler. Meselâ “kampüs” yerine “kampus,” “ambülans” yerine “ambulans,” “enfeksiyon” yerine “infeksiyon” derler.

Bu tercüme kafası, “entellik” hastalığının bir belirtisi… Nedir o hastalık? Okuduğunu satmak… İnsanlara anlamayacağı kelimelerle konuşup ukâlâlık yapmak… Her cümlenin içine bir-iki Batılı kelime veya filozof ismi sıkıştırmak… Her cümlenin içine insanların anlamayacağı bir takım tâbirler sıkıştırmak… Kısacası kendisi olmamak, olamamak…

Bu entellik hastalığı içimizdeki bilgi, ahlâk ve kişilik boşluğunu doldurmak için kullandığımız bir dolgu malzemesidir. Çünkü anlaşılmaz olmak bir yanıyla ayrıcalıktır. Karşıdakini câhil hissettirdin mi sen de bir şey olduğunu göstermiş olursun. Bunu Batılı kelimeler kadar Osmanlıca kelimeleri kullanarak da yapanlar var. İçimiz boş olduğu zaman hava atmamız kolaydır. Arabamızın markasıyla hava atarız. Doğduğumuz şehirle hava atarız. Yüksek mevkilerdeki tanıdıklarımızla hava atarız. Üniversite diplomasıyla hava atarız. Öğrendiğimiz bir-iki kelime İngilizce ile hava atarız. Doktorundan mühendisine, sosyologundan bürokratına hep böyledir. Hava atarken küstahlaşırız, kabalaşırız.

Tercüme kafası her yerde yaygın. Şu veya bu örgütün adını İngilizce telâffuzuyla okuyan siyasetçi mi ararsın, yeni bir kurum kurunca ismine illâ “ajans” yazan bürokrat mı, “felsefî” yerine “felsefik” veya “coğrafî” yerine “coğrafik” diyen akademisyen mi, “içerik” veya “muhteva” diyeceğine kelimeyi yanlış yazarak “kontext” diyen ilâhiyatçı mı, “kelimesi kelimesine” demeyip yanlış telaffuzla “moda mod” (doğrusu Fransızca “mot-à-mot”) diyen kitap yazarı mı, daha neler neler…

Kelâm, merâmı barındırır. O hâlde kelâm özgünleşir. Kelime ve kavram arasındaki fark da budur zaten. Günlük dilde bile merâmımızı ifade ederken öylesine kelâm kullanmamak gerekir. Meselâ “falancayı beğenirim” demekle “falancaya hayranım” demek çok farklıdır. Bunu “beğenmek” ve “hayran olmak” kelimelerini bilenler hemen anlar. Yanlış veya farklı bir kavram kullananın merâmını öğrenmek için üstelememiz bu yüzdendir. Meselâ “Falancayı pek sevmem” diyene “Niye, küs müsünüz?” diye sorarak merâmını tam ve isabetli bir kavrama oturtmasını isteriz. Kavramlar içlerinde anlamları barındıran mücevher kutuları gibidir. Kutunun içindekinin değeri kutudan çok daha yüksektir. Ama kutu da içinde barındırdığına göre bir kıymete sahip olur.

Devamı 2021 Cins Mayıs sayısında.

Posted in Genel