Yusuf Genç: “İçine Gül Koyduğum Tüfek Ölmeğe Başlar”

YUSUF_GENC_KASIM_17

İnsanın ‘hâkim’ ve ‘efendi’ olmaksızın özne olabileceği en mümkün ve sahici ilişki ‘aşk’tır. Merkezdesin, yöneldiğin de merkezde ama Batılı tarifin işaret ettiği gibi zorba bir ‘efendi’liği talep edemeyeceğin, etsen bile hükmünü sürdüremeyeceğin bir düzlemdesin. İnsan olmak için nereden başlamalıyız sorusunun cevabını veriyor bu bize. İnsan olmaya nereden başlanır: İnsan olmaya ‘sevmek’ten başlanır.

YUSUF GENÇ

İlk cümlesi epigrafına atıf yapan bir yazı olacak bu. Derdimi, biraz da yazının teknik imkânlarını konuşarak ilerletmek niyetindeyim. Nasıl olacak birazdan birlikte göreceğiz. Madem ilk cümleyle epigrafa atıf yaptım, neden epigrafı yazının ilk cümlesi yapmadım peki? Bu bir soru. Burada dursun, gücüm yeterse döneceğim.

İlk söz şu: sorular cevaplardan daha önemlidir. Klişe bu. Evet, ama hakikat. Klişe diye feda edemeyeceklerimiz listesinin başında durur hakikat. Çok mu söylenmiş peki? Evet. Çok mu biliniyor peki? Evet. Sorun değil bu da. Birbirimize yeni şeyler değil, iyi şeyler söylemek zorundayız. Hatırlatmak; insan olmanın büyük ödevidir çünkü. Yoksa atlatamayız bu vartayı.

Atlatmaya çalıştığımız bir şeyden söz ediyoruz yani. Burası dünya. Coşkuyla katıldığımız yer değil, coşkuyla geçtiğimiz yer. En azından öyle olmalı. Nasıl ayıracağız peki bu ikisini? Bu da burada dursun.

‘Yaşamak geçti başımdan’ demişti ya şair. İlerletelim, bizim de yaşamak geçiyor başımızdan. Biz de geçiyoruz… Geçmek! Türkçede bugün kullanılan ve genişleyen iki anlamını konuk edelim buraya. Biri, ilerlemek. Diğeri vazgeçmek/iptal etmek. Vaz/geçmek, geriye doğru bir hamleyi çağrıştırıyor önce. Ama orada kastedilen bile ‘ilerlemek’ bütünüyle: ‘Bunu geç, diğerine gelsin sıra.’ Tarihsel bir akış işte bu. Bir yerden bir başka yere doğru yapılan hareket. İşte bizim hikâyemiz. Geri gitmek bile, ileriye doğru bir hareket zira. Batılı bir ‘ilerlemek’ değil meselemiz. Selam onun üzerine olsun, ‘İki günü eşit olan aldanmıştır’ diyor, kuru et yiyen kadının oğlu.

Yani şu; dilimiz, anlamın kendisini kavrayabileceğimiz bir anlam zenginliğini sunuyor bize. Yeryüzü hikâyemizin asıl çerçevesini de ihtiva ediyor bu. Durup bakmak gerekiyor. Bakıp orada olmayan şeylere, başta kendi olmak üzere insanın başka şeyleri dâhil etmesiyle ele geçirilebilecek bir harita bu.

Devamı Cins kasım 2017 sayısında…

Posted in Genel